hayat üç nokta...

31/5/2007 - Windows Vistaya geçmek için 15 neden.

http://shiftdelete.net/site/content/view/1204/1/

 

Sizce bu sebepler vistaya geçmek için yeterli mi?Bu özelliklerinin daha fazlasının xgl ve beryl yüklü bir pardus veya ubuntuda olduğunu düşünürsek bilgisayara 600 dolara yakın masraf yapıp yeni donanım (ram ekran kartı vs vs...) almak ve Vista kurmak ne kadar mantıklı?

Atılan taşlar :) (0) :: ilişik...

14/5/2007 - Geri döndüm...

Bloğuma neredeyse 1.5 yıldır bir şeyler yazamıyordum...Ama yeni yazılarımla artık buradayım...

 

Bu arada beni unutmayan tüm dostlara (özellikle de shekkercik,yaz,tuense,erdemselvi) teşekkür ediyorum.

 

Saygılar.

Atılan taşlar :) (1) :: ilişik...

20/5/2006 - Lütfen bu yazıyı okuyun,okutun...Lütfen.

http://www.blogcu.com/HayataDairBirSey/606510

Atılan taşlar :) (2) :: ilişik...

16/5/2006 - tipik üniversiteli muhabbetleri:)

- Yahu sen inşaat mühendisiydin di mi?
- Evet??
- Baksana bu bina yıkılır mı?
- Ne bileyim ben, bisürü testi var bu işin öyle karpuza vurur gibi anlaşılmaz bu işler!
- Ne biçim mühendissin lan sen?

- Bölüm ne?
- Makine mühendisliği
- Kaç tane kız var lan sizde ??

- Ne çıkacan mezun olunca?
- Gemi inşaat muhendisi.
- Ha, kaptan felan yani.
- Yok ebe olacaz.

Arkeoloji bölümünde okuyan bir kişi tarafından, bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir kişiye yöneltilmiş soru:
- Abi sen bilgisayar mühendisliğinde okuyordun dimi?
- Evet.
- Size hacker'lik yapmayı öğretiyorlar mı, böyle bir ders var mı?
- Siz de tarihi eser kaçakçılığı diye bir ders var mı?
-?!

- Abi nerde okuyodun sen?
- Makine mühendisliği
- 4 yıllık mı?

- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Bu bilgisayarlar nasıl çalışıyorlar kuzum?
- İçlerinde elektronik devreler var,ikili mantığa göre...
- ??!
- Boşver, sen tak fişi çalışır onlar..

- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Yav bizim olana şöyle iyi bişey, oyunlu falan, toplasak kaça çıkar?

- Emre aslanım sen makine mühendisiydin demi?
- Evet mahmut amca.
- Vallahi tebrik ederim seni.. ya bu arada bizim şofben bozuldu, müsait olduun bi zaman diyodum.

- Senin okuduğun blm ne yienim?
- Genetik mühendislii diyorlar teyzecim.
- Vah vah tıp fakültesi tutturamadn mı yavrum, böyle genetik mühendisi olucan.?
- Kandan cerahatten pek hoşlanmam.


- Ahmet makina mühendisliği zor muydu?
- Tabi olum. termo, mukavemet, akışkanlar.. bunları geçene kadar arkamdaki kıllar ağardı.
- Helal olsun valla. ya benim evdeki musluğa bi bakıverse lan, damlatıyo kaç gündür.. o da akışkan sonuçta. he ne dersin?
- Allah belanı versin derim başka bişey demem.

- Ne okuyorsun sen?
- Peyzaj mimarlığı
- Ne yapar o?
- Doğal çevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karşılamak için incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parkların, bahçelerin, tarım alanlarının ve yolların....
- Ha yani bahçıvan olucan!
- !!!!!!!!!!!

- Sen şimdi ne okuyodun?
- Bilgisayar mühendisliği
- Evladım boşuna okuyosunuz siz, şimdiki çocukların hepsi bilgisayar kurdu, bizim oğlan bütün gün internet cafede.
- Tabii amca, anlıyorum..

Atılan taşlar :) (6) :: ilişik...

10/5/2006 - Yeni nesil :)

itiraf.com dan alıntıdır.

 

11 yaşındaki oğluma, yaşıtı kız arkadaşının yolladığı mesajlardan bazılarını noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum: "Seninle kavga etmeyi özledim", "Seni Caner´le seni aldatmadım, aslında onu hiç sevmedim. Sadece kıskandırmak içindi" , "Eğer beni seviyorsan, neden teneffüste arkadaşlarımın yanında bana, aşkım,hayatım demiyorsun?", "Aşkım annem bugün izinli, beni sakın arama."

 

Yeni nesili görüyor musunuz :) Bizim o yaşta bişeyden haebrimiz yoktu yaw :)

Atılan taşlar :) (2) :: ilişik...

1/5/2006 - Viski şisesinden bilgisayar!

 

 

http://www.limk.com/golimk.php?lid=95608

 

Dumur oldum bir girin bakın derim!Çalışıyor.

 

Atılan taşlar :) (1) :: ilişik...

30/4/2006 - İnsanlara soğuk davranma üzerine güzel bir tespit

ben genelde insanlara soğuk davranırım. önceden böyle değildim. insanlarla gayet 2-3 bira çerçevesinde kanka ayağı olabilme durumum vardı. fakat bu kısa sürede şunu anladım ki etrafımda kazandığım bu kişiler ile 2-3 bira çerçevesinde kurduğum ilişki sadece bu çerçevenin içinde kalıyor, ne zamanki çerçevenin dışına çıkmak istesem her daim istemediğim, haz almadığım, beğenmediğim, hoşlanmadığım ortamlarda ve durumlarda kendimi buluyordum. çerçeve içindeki insanların frekansında durmak gibi bir koşula bağlı kalıyordum. sonrasında bu durumun hayatıma verdiği rahatsızlıktan ötürü seçici davranmaya başladım. mesafe koyarak tanımaya çalıştım. hatta mümkün mertebe buzdolabı gibi olmaya gayret gösterdim. bir süre sonra tepkilerin aynen şu şekilde olduğunu gördüm:

"çok soğuk çocuk"
"çok artist, kendini bir b*k zannediyor"
"ay onla konuşulur mu ya"
"bu kadar da kendini beğenmişlik olmaz ki"

nitekim hepsi doğru tespitler. ama o kişiye özel. verdiğim tepkilerden, takındığım tavırlardan çıkarılan tespitler. kendimin ve etrafımdaki sıcaklık dağılımını ben kontrol ettiğim zaman gördüm ki istediğim insanlarla mutlu olabiliyor ve davranmak istediğim gibi davranıyorum. sıcak davrandığım insanlara hayatımın kapılarını açıyorum. benle tanışmak isteyenleri önce gözlüyor, beğenirsem sıcak tepkiler veriyorum, beğenmessem mesafe koyuyorum veya ilgilenmiyorum. 2-3 bira çerçevesinde insanlarla kanka ayağı olmayı değil, insanları tanımaya gayret gösteriyorum. hızlı bir tanımsız ilişki yumağı yerine basamaklı bir merdiveni tercih ediyorum. karşımdakinin benden daha zeki olup olmamasına değil, beni mutlu edip etmemesine bakıyorum. hayatım bu şekilde çok güzel. size de tavsiye ederim.

 

 

Alıntıdır.

Atılan taşlar :) (1) :: ilişik...

30/4/2006 - Gelecekten gelen adam

Evet bugün birçok yurtdışı gazetelerinde haber olmuştu şimdi trgamerde de haber olmuş.Yazı ise:

Federal güvenlik görevlileri, içeriden bilgi sızdırma suçlaması yüzünden bir Wall Street borsacısını tutuklayıp sorgulamaya başladılar. Tutuklanan borsa dahisi, 2256 yılından günümüze zaman yolculuğu yaptığını iddia ediyor!

"Security and Exchange Commission" kaynaklarına göre 44 yaşındaki Andrew Carlssin, 28 Ocak tarihindeki tutuklanmasına yol açan şüphe uyandırıcı olağanüstü borsa başarısını yukarıdaki gibi garip bir şekilde açıklamakla yetiniyor.

Bir SEC görevlisi şöyle diyor: "Bu adamın palavralarına inanmıyoruz, ya delinin teki ya da patolojik bir yalan söyleme vakası."

"Ancak bir de şöyle bir gerçek var elimizde: Adam 800$'lık bir yatırım ile başlamış ve 2 hafta içinde sahip olduğu portföy 350 milyon doların üzerinde! Borsa üzerinden gerçekleştirdiği tüm alışlar ve satışlar beklenmedik gelişmelerin bilgisine dayanıyor, bunu şans faktörü ile açıklamak mümkün değil."

"Bu bilgilere sahip olmasının tek bir yolu ver, işlem yaptığı şirketlerle ilgili içeriden bilgi sızdırmış olması ki bu da yasadışı. Bize bilgi kaynaklarını söyleyene kadar onu Rikers Adası'ndaki bir hücrede tutmayı düşünüyoruz."

Geçen yılki borsa dalgalanmaları pek çok yatırımcıyı beş parasız bırakmıştı. Aynı esnada Carlssin 126 çok riskli işlem gerçekleştirip hepsinden de yüksek kazançlar elde edince gözler bir anda bu borsacıya dönmüştü.

Carlssin, 200 yıl ileriki bir tarihten, yani gelecekten günümüze geldiğini iddia ediyor ve tabii o zamanki tarih ve istatistik kayıtlarında da günümüzdeki borsa dalgalanmaları detaylı olarak yazıyormuş.

Carlssin'e göre: "Bu fırsata karşı koymak çok zordu. Aslında her şeyin sıradan ve doğal görünmesini planlamıştım. Bilirsiniz işte, sağda solda birkaç doları bile bile kaybedecek ve böylece normal bir borsacı görüntüsü çizecektim ancak son anda yakalandım."

Üzerine gidilen Carlssin, Usame Bin Ladin'in akıbeti ve AIDS'in çaresi gibi tarihi gerçekleri de açıklayabileceğini söyledi, tek ihtiyacı olan zaman makinasına binmesinin izin verilmesi.

Ancak Carlssin, makinanın nerede olduğunu bir türlü söylemediği gibi nasıl çalıştığını açıklamayı da reddediyor, sebep: "bu teknoloji kötü güçlerin eline geçebilir."

Yetkililer bu adamın iddialarının palavra olduğu konusunda hemfikir ancak bir SEC yetkilisi şunu itiraf ediyor: "Elimizdeki tüm federal kayıtları taradık, Andrew Carlssin isimli biriyle ilgili olarak, böyle bir adamın yaşadığını, bir şeyler yaptığını gösteren Aralık 2002 tarihinden önce hiçbir kayıt yok."

Atılan taşlar :) (1) :: ilişik...

18/4/2006 - karışık bir durum

Saygıdeğer Hakim Bey..

Saygılarımla size açiklama özgürlügümü kullanarak bazi seyleri bildirmek istiyorum
Umarım bu durumu en kısa zamanda açıklığa kavuşturursunuz..
Su günlerde askerliğe çağırılacağım.
Yasım 24 ve 44 yasında bir dul bayanla evlendim,
kendisinin de bir kızı var 25 yasında.
Babam ise bu bahs etmis oldugum kizi ile evlendi.
Böylelikle Babam, karimin kizi ile evlendigi icin damadim olmus oldu.
Bunun üzerine kizim da üvey annem olmus oldu babamla evlendigi icin..
Hanimimin ve benim gecen sene bir oglumuz oldu.
Oglum hanimimin kizinin erkek kardesi oldu, ayni zamanda Babamin da enistesi.
Birde üveyannemin erkek kardesi oldugu icin dayi oldu.
Anliyacaginiz benim oglum benim dayim oldu..
Babamin esi sene sonunda dünyaya bir erkek cocugu getirdi.
O babamin oglu oldugu icin benimde erkek kardesim, vede kizimin oglu oldugu icin de torunum.
Yani beni torunumun erkek kardesiyim.
Ayrica bir Annenin evladinin babasi esi olduguna göre bende Esimin Kizinin babasiyim vede kizimin erkek cocugunun erkek kardesiyim.
Kisacasi kendimin büyükbabasiyim..
Sayin Savci bey sizden ricam beni Askerlik görevimden azl etmenizdir, sizde biliyorsunuz ki kanunlarimizda Baba, Ogul ve Torun ayni zamanda askerlik yapamazlar...

 

(not: bu adam daha sonra askerlik görevinden alındı :)) )

Atılan taşlar :) (0) :: ilişik...

18/4/2006 - Mevlana'nın mezar odası

Mezarın bulunduğu odaya girmeyi düşünenlerin bile sonu felaket oldu...

MEVLANA'NIN MEZAR ODASINA GİRMEYE KALKANLARIN BAŞLARINA KORKUNÇ OLAYLAR GELİYOR!


Mevlana'nın kabrinin altınaki 'mezar odası'na 700 yılda sadece bir kişi girebildi. O da 7 yaşındaki bir kız çocuğuydu. Çocuğun dili tutuldu ve bir daha konuşamadı. O küçük çocuğun ne gördüğü bir sır olarak kaldı. Ondan sonra girmeyi düşünenleri bile korkunç felaketler bekliyordu. İşte, Mevlana'nın esrarengiz sırrı...

 

ERTUĞRUL ÖZKÖK/ HÜRRİYET

MEZAR ODASININ SIRRI

O müzenin kapısından içeri girerken, karşıma 'Da Vinci şifresi' gibi esrarengiz bir hikáyenin çıkacağını bilmiyordum.

Bu, bir sanduka ve onun altındaki mezarın hikáyesi.

Ama öyle basit bir hikáye değil.

Hikáye 13'üncü yüzyılda başlıyor ve 1930'da esrarengiz bir aile trajedisine kadar uzanıyor.

Hikáye beni çok etkiledi.

Sizi de etkileyeceğini tahmin ediyorum.

SAF TUTMUŞ SANDUKALAR ARASINDA

Geçen salı günüydü.

Hayatımda ilk defa Konya'ya gitmiştim.

Konya'da Mevlana Müzesi'nin kapısından ilk adımımı attığımda, belki de sadece benim hissettiğim mistik bir rüzgár esti ve beni içine alıp götürdü.

Hayatımda hiçbir mekán daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti.

İçerden çok hafif bir ney müziği geliyordu.

Sağ tarafta, sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum.

Yanımda Mevlana Müzesi Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı vardı.

Mevlana'nın sandukasının önüne gelinceye kadar, mistik bir turistten farklı değildim.

Ancak o sandukanın önünde Dr. Bakırcı'nın anlattığı o müthiş hikáye başladı.

Daha doğrusu, o sandukanın altındaki 'mezar odasının sırrı'...

500 METREYİ SEKİZ SAATTE ALAN CENAZE

Nefesimi kestim ve onu dinledim.

İşte ondan dinlediklerim.

Anlatıldığına göre her şey 1273'te Konya'da kaldırılan bir cenazeden sonra başladı.

Mevlana Celaleddin-i Rumi, 17 Aralık 1273 günü vefat ediyor.

Cenazesine yüzbinlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii'nden, 500 metre ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiş.

Müslümanlar Mevlana'nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, 'Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti' diyerek bunu reddetmişler.

Mevlana'nın kabrinin altına bir 'mezar odası' bulunuyor.

MEZAR ODASINA 700 YILDA 1 KİŞİ İNDİ

Eski Türklerde mezarların altına Farsça 'zir-i zemin' yani 'zeminin altı' denilen bir mezar odası yapılırmış.

Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş.

Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.

Sadece bir kişi hariç.

Rivayete göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana'nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş.

Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler.

Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış.

Veya düşürmüş.

Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş.

Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş.

Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş.

Dr. Naci Bakırcı, 'Çocuğun dilinin neden tutulduğu hálá bilinmiyor' diyor.

KÜÇÜK KIZ MEZAR ODASINDA NE GÖRMÜŞTÜ

İşte bu olaydan sonra 'mezar odasının sırrı' iyice merak edilmeye başlanmış.

Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu?

Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.

Ancak bir başka iddia daha var ki, o 'mezar odasının sırrını' daha da koyulaştırıyordu.

Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.

Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu.

Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi.

Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor.

O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı.

Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.

1930'LU YILLARDA MÜZE MÜDÜRÜNÜN ODASINDA

Ancak odanın hikáyesi burada bitmiyor.

Aradan 300 yıl geçtikten sonra, Mısır'daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı.

Bu olayın iki tanığı vardı.

Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri.

Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı'ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca.

1930'lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi'nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir.

İçinden 'Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem' diye geçirir.

Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.

O AN KAPI ÇALINDI YAŞLI ADAM GİRDİ

Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer.

Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.

Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler:

'Sakın oraya inmeyi düşünmeyin...'

Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir.

Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer:

'Müdür bey, yetiş evin yanıyor...'

Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur.

İşte tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur.

Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.

KONYA-ANKARA YOLUNDAKİ KAZA

Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı.

Gün batmış, alacakaranlık etrafa hákim olmaya başlamıştı.

Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu.

Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı.

Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur.

Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir.

Çocuk öteki dünyaya göçmüştür.

Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır.

O adam, Konya'dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt'tur.

Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hálá takip etmektedir.

MEZARIN BAŞINDA SÖYLENEN SON SÖZLER

Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya'ya döner. Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi'ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya başlar:

'Yetmedi mi? Affet artık...'

Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi?

Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?

Bunların cevabı yok.

Ben bunları anlatan insanlardan dinledim.

Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor.

Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.

Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız olacak.

Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var.

Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar...

Atılan taşlar :) (1) :: ilişik...

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

tek amacım eğlenmek ve eğlendirmek...bi de bundan sonra uzaylılara sataşmamak.(o uzaylı kim olduğunu biliyor.)

Arkadaşlarım

risaleinurcocuk
kutu
blogekle
joezombi
shekkercik
pembepatikler
girlhasnoname
esin
bloglist
hamitakcay
yansimalar
zeze
okayyildiz
vedat1987
asmakilit
joone
reis
sukranca
SeyirciKalma
minerva
visne
erdemselvi
burcuburcu
biolog
faLse
caglar
derincik
merveee
karacocuk
batumania
191919
barok
tuense
sweetgirl
exca164
cevdetbaba91
ellerinnerde
ufoyatasatancocuk2
burakcam
gurbettreni
blogcuchat
dungeon
kevsergur
utkutku
sem
gezelim
konjenital
PAMUK
sinemcik
batuna
guvenavticaret
serencam
seer
sevgidamlalari
bloving
bereket
ahmetmacit
riqelme
sima1
gurunlueglence
kupavalesi
derinsozler
destinaslover
djkral
faruk35
ladydarbanville
unsal2
mavidiyar
USTAD
gurunms
macitkardeslerelektrik
tuensse
burs
bilimhaberleri
eglencecafe
alternatifblog
matraxbjk74
benyaziyorummuzik